18 Kasım 2014 Salı

Şiirde Bileşik Kaplar Yasası
ya da
Neden İmgeci Toplumcu Şiir
Fizikteki hacimsel değerler için geçerli olan bileşik kaplar yasası, alansal olarak Şiir için de geçerlidir. Kabaca bir açımlamayla, şiir coğrafyasında baskın olan bir anlayış kan kaybettikçe, ondan boşalan her santimetrekare, başka anlayışlar tarafından doldurulur.
Fetret dönemini çoktan geride bırakıp gerileme dönemini yaşamakta olan toplumcu-gerçekçi şiir'den boşalan alan ise başka ve/ama yoz anlayışlar tarafından doldurulmuş ve bugün bu şiir anlayışları en azgın dönemini yaşamaktadır. Bugün Şiir, kan revan okunmaktadır...
Önce, bu yoz anlayışları irdeleyelim... Bunları, kabaca iki temel kola ayırabiliriz ( her ne kadar aralarında geçişkenlik olsa da) : "Kuş dili" ile yazılan küçük burjuva şiiri ve Hilmi Yavuzcu şiir (şeyh ve müridlerinin şiiri). Bu ikisinin temel ortak paydası, emperyalist kapitalizmin sanattaki izdüşümü olan post-modernizmin ( koyun postundaki sırtlan ) maşalığını yapmalarıdır.Her ikisi de "allah, tanrı, melek, dua, çöl, muska" gibi gerici-mistik izleklerle tıka basa doludur.
"Kuşdili" ile yazılan küçük burjuva şiirleri(!), metnin sadece kendisini imlediği bir yapıdadır. Bir ucu okura dönük olması ve böylece her imgelemde farklı bile olsa, çözümlenebilmesi, alımlanabilmesi gereken imge, amaç kılınmıştır. Bu şiirler, İlhan Berk Abilerinkilerde olduğu gibi anlam'ı hiçleyen; anlam'a metafizik bir ceket giydirmeye çalışan; anlam'ı düzyazıya özgü sayıp Şiir'i bir bilinçaltı kusması gibi gören; sayıklamalarını şiir diye sunan bir anlayıştadır. Şiir-şair-okur sacayağı, bu şiirlerde kurulamaz, çünkü bu şiirler, kendine kapanan siyah birer kapıdırlar. Anlam hiçlendiği için anlamı işlevsel olarak iletmekte ve çarpıcı bir duyumsama sağlamakta bir araç olan biçimsel arayışlar, amaç kılınmıştır. Bu şiirler, sadece kendini yansıtan komik lunapark aynalarıdır. Teknik oyunlardan öte hiçbir niteliksel değer taşımadıkları ; okur'da herhangi bir değişim-dönüşüm oluşturmak gibi bir dertleri olmadıkları içindir ki bunlar kağıt üzerinde kalmaya mahkumdurlar. Hiçbiri, okur'un yüreğine ve belleğine iki dize dahi çakamaz...
Hilmi Yavuzcu Şiir ise ayrı bir kangrendir. Osmanlıca'yı hortlatmaya çalışan bu şeyh(!) ve müridleri, öncelikle Türkçe'yi zehirlemekte ve yeni yetmeler için korkunç birer örnek olarak şiir coğrafyasına at koşturmaktadırlar (Alperen Yeşil'in on dokuz yaşındayken yazdığı "Kıblenüma" başlıklı şiir(!), bu duruma en çarpıcı örnektir/ Varlık,Temmuz 2004, safya 58). Mistisizmin doruklarında dolaşan bu şiir anlayışı, tasavvuf izlekleriyle beslenerek, şeyh'in ve müridlerinin kurulmasını düşledikleri gerici dizgeye uygun beyinler(!) yetiştirmek amacındadır. İcazet alma (el alma) yöntemiyle, şeyh'ten müridlerine bir hiyerarşik silsile vardır. Müridler, kayıtsız şartsız bir teslimiyetle şeyhlerinin imlediği yolda geri geri yürürler.Şiir'in doğasında olan muhaliflik, bu müridler için bir anlam ifade edemez, çünkü onlar, ilerici olan her şeye karşı dururlarken, şeyhlerine sıkı sıkıya tabidir. "Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar" ne yazık ki. Ve giderek artan bir ivmeyle, virüs gibi Şiir'in bedenine yayılmaktadırlar!..
Gelelim toplumcu-gerçekçi şiir'e...Öncelikle şunu belirteyim ki diyalektik gereği bugün, imgesiz şiir yazılamaz; yazılan da manzume olmanın ötesine geçemez. Hiç şüphesiz özelde Şiir, genelde sanat organiktir; sürekli bir değişim-dönüşüm içerisindedir. Türk Şiiri'nin edindiği birikimle bugün gelinen noktada, sadece içeriğe yaslanılarak, imge'yi ıskalayan toplumcu şiirler yazılamaz. İşçi sınıfının imge'den anlamayacağı önyargısıyla, imge'yi dışlayan (kaba) toplumcular, toplumcu şairin görevinin, sınıf bilincini diri tutup çağa göre geliştirmekle birlikte, toplumun genel bilinç düzeyini ve estetik algı seviyesini sürekli artırmak olduğu gerçeğini, şiir düzleminde varedememektedirler. "Devrim için dövüşmeyene komünist mi denir" gibi bir sloganı, dize diye metnin içine tıkıştırmayla toplumcu şiir yazılamaz bugün. Salt metnin içeriğine sığınılarak, slogan ya da bildiri kıvamındaki didaktik tümceler bütününü, ham okura Şiir diye yutturma dönemi artık kapanmıştır. Homo sapiens-sapiensler ortaya çıktığında, hala homo erectus kalmaya direnenler, evrim mezarlığında boylu boyunca yatmaktadır. Şiir'i politikanın yedeğine almak ve onu sadece bir araç olarak görmek öncelikle Şiir'e ihanettir, çünkü toplumcu şiir, hem kendinin estetik amacı hem de politik bir araçtır. Şiir kendi estetik bütünlüğünü ve özgün bir biçemde niteliksel yapısını kuramadıkça, iletisi, nutuk atmaktan ileri gitmeyecektir. Şiir, dirimin diyalektik toplamı ise, bugün toplumcu şiir, imgeci toplumcu şiir'e evrilmektedir. Yani, toplumcu şiir nehrinin yatağı değişmeye başlamıştır. Gene diyalektik gereği, gelecekte yeni bir anlayış yerine gelene kadar, imgeci toplumcu şiir sürmeye devam edecektir.
Serkan Engin
Şair Çıkmazı, Ekim 2005
Read More

9 Eylül 2014 Salı

BÜTÜN KEDERLER FORA



BÜTÜN KEDERLER FORA

Bugün bağışladım bana zûlmetmiş tüm kadınları, annem dâhil, hatta Y. bile “hariç değil”. Hak ettiklerinden falan da değil, ben lûtfettiğim için, kalbim hafiflesin için. Bugün ipini koyverdiğim kırmızı bir uçurtmadır kalbim; kadim kederlerim hükümsüzdür. Yakışıklı hüznümüz her dem bâki.

Bildim ki bâki olan bir Aşk imiş bizden bağımsız, bu alemde. Vira bismillah iç kanamasız yeni denizlere.

Serkan Engin

Eylül 2014
Read More

27 Haziran 2014 Cuma

UYANDIM ŞİİR İLE



UYANDIM ŞİİR İLE

“uyandım şiir ile
sildim gözlerimden sızan hasret dizelerini
adının harfleriyle öptüm yanağını yeni günün
kalbimi sabır burcuna ayarladım…”*

uyandım şiir ile
küstüm kalabalığımı dolduran pencerelere
hüznümü döven rüzgarın dolarken şiirime
seni severek iyileşti saatlerim.

uyandım şiir ile
kızaran ömrüme bıraktığın öpücüklerini
hiçlik’ten koparırken ses çıkarmadı sartre
zamandan bağımsız yaşadığım sürgünün
şiirini değdirdi dudaklarıma.

uyandım şiir ile
zamanın gergefi dokurken bizi aynı gezegene
kalbinin gönderine aşkı çektim deniz şefkatinde
isminle hayata açıldı kapım.. ey ruhum !
yazarak gebe kaldın sevgilime…

NİSA LEYLA
*Serkan Engin

Afrodisyas Sanat Dergisi
Sayı 45, Mayıs - Haziran 2014


Read More

12 Haziran 2014 Perşembe

BOŞANALIM ARTIK TÜRKİYE


BOŞANALIM ARTIK TÜRKİYE
(Allen Ginsberg ve k. İskender’den araklama içerir)

Boşanalım daha da çirkinleşmeden ilişkimiz
Şiirler bende kalsın, kırık heveslerimin velayeti sende
Çok aç kodun ya beni, götüne sok şimdi gemiciklerini
Kutu kutu pense oynatmadın ki bize hiç tomar tomar dolu içi
Biz canım hani, iyi tanırsın, 14 yaşındayken Lice’de roketle patlattığın
12 yaşında 13 kurşunla taradıkların, sabahın ayazında
Yollara dökülüp ekmek kavgası verenler, ekmek almaya giderken
Vurulan çocuklar hani, senin gebeşlerinin
İşkembelerini şişirenler, yani ne önemimiz var, sen emret
Şak diye gebeririz biz gene maden ocaklarında, inşaatlarda, fabrikalarda,
Siktir et, ne hükmümüz var ki zaten kâr marjı karşısında, 
Hani biz işte yahu,
Mutluluğu kayıt dışı yaşayıp sigortasız sevişenler,
Iskalanmış gençliklerini yarına buruşturup sana yeni köleler üretenler
Kravatlı gavatların fark etmeye dahi tenezzül etmediği
Çöpten karton toplayarak çocuklarına bakan kadınlar,
Çeyizlerine taksitle hüzün iliştiren tezgâhtar kızlar,
Döve söve arabeske ve intihara biriktirdiğin çırak çocuklar,
Boynundaki göt içi kadar işporta tablasında
Koca ailesinin açlığını ertelemeye çabalayanlar,
“Biz allahın üvey çocukları, arkasızlar...”
“Biz sökük düğmeliler, şezlongsuzlar, şarapsızlar;” *

Kutunu açıyorum Türkiye, başka seçimin yok
Sarı kızın tezeği çıkıyor ortaya, afiyet bal şeker olsun
Beni ya kederle örülü bir şiire gömersin
Ya da boşayacağım seni ilk fırsatta
And olsun!

Serkan Engin
Haziran 2014


* Yılmaz Odabaşı (Allahın Üvey Çocukları)
Read More

7 Mayıs 2014 Çarşamba

İslam Ekseninde Özgürlükçü Sol'un Eleştirisi


İSLAM EKSENİNDE ÖZGÜRLÜKÇÜ SOL'UN ELEŞTİRİSİ

“Bütün eleştirilerin ön koşulu dinin eleştirisidir.” Karl Marx

Demokrasi adına İslamcılardan yana tavır almak, İslam şeriatının varoluşunu desteklemek, örgütlenme, güçlenme ve iktidarı ele geçirme emellerini beslemek demektir ki o şeriat, iktidarı her açıdan tamamen ele geçirmesi halinde, içsel yapısı gereği, İslam teolojisi gereği, ilk önce sizin tüm özgürlüklerinizi elinizden alacak, sizi asacak, hapse atacak, sürecektir. Tıpkı İran'da“İslam Devrimi”! sonrasında yaşandığı gibi. İlk asacakları da demokrasi adına İslamcıların siyasi faaliyetlerinin var olması gerektiğini savunan “kafir” solcular olacaktır ki tam da öyle olmuştur zaten İran'da bilindiği üzere. İslam'ın bizzat kendisi demokrasi düşmanı, özgürlük düşmanıdır. Somut örneklerini, Afganistan'da, İran'da, Suudi Arabistan'da, Somali'de, Nijerya'da her gün yaşanan sayısız olayda görebilirsiniz. Size “Ama gerçek İslam bu değil” diyen cahillere de sakın aldanmayın, çünkü asıl İslam tam da budur. İslam fıkıhı, recmi, homofobiyi, hırsızlık edenin elinin kesilmesini, pedofiliyi, yani küçücük kız çocuklarına zorla nikah kıyılıp onlara tecavüz edilmesini, savaşlarda “ganimet” sayılan esir kadınların seks kölesi yapılmasını, kadının kocasının malı olan ve ona hizmet etmek için var olan ikinci sınıf bir yaratık olduğunu, pedofili konusunda Muhammed'in baz alınması gibi, gene eşlerinden biri öldükten hemen sonra “yanına yatan”!, yani cesede tecavüz eden Muhammed'i baz alarak nekrofilinin hak sayılmasını, yani ölümünden sonra 6 saat içinde kocanın ölü karısıyla cinsel ilişki kurabileceğini Muhammed'in “sünnet” denilen eylemlerine dayanarak savunan, dinden dönenleri öldürmeyi emreden, kendinden olmayanları, “kafir” ilan ettiklerini, öldürmeyi, kadınlarına tecavüz etmeyi, mallarını ve topraklarını gasp etmeyi kendilerine hak ve görev sayan bir yapıdadır, yani neresinden bakarsanız bakın İslam, bir insanlık suçudur. Suçun da özgürlüğü olmaz, olamaz, olmamalıdır da. Nazi Almanyası öncülüğünde, Avrupa'da yaşanan korkunç katliamlardan sonra artık Rasizm, yani ırkçılık, bir düşünce alternatifi, bir siyasi görüş seçeneği olarak değil, bir insanlık suçu olarak kabul edilmektedir uygar dünyada ve bu ülkelerde asla rahatlıkla Nazizm propagandası yapamazsınız, ağır cezai karşılığı vardır çünkü. En az Nazizm kadar insan haklarına aykırı ve katliam, tecavüz, gasp azmettiriciliği potansiyelini içsel olarak yapısında, özünde barındıran İslam da Nazizm gibi yasaklanmalı, her türlü faaliyetine son verilmeli ve propagandacıları nefret suçu, cinayete, tecavüze, gaspa azmettirme suçu, insan haklarına aykırılık ve insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında yargılanmalıdır.

Hal böyleyken, demokrasi adına İslamcılardan yana tavır alan gafil solcular da var ne yazık ki. Politik yapısı itibariyle, sınıf mücadelesine koşut olarak ezilen cinsel ve etnik kimliklerin mücadelesini de savunan, bunu “olması gereken” sosyalist tavır olarak benimseyen “Özgürlükçü Sol” yaklaşımı, çoğu açıdan görece en doğru bulduğum siyasi yapı olmakla birlikte, başta Ufuk Uras olmak üzere, demokrasi adına İslamcılara arka çıkanların gafletinden ötürü uzak durmayı tercih ettiğim bir yapıdır.

Ne var ki Lenin'in de Marx'ın da din konusundaki çözümlemeleri, eksik değerlendirmeler yapmış olmaları nedeniyle hatalıdır. Çünkü enternasyonalist bir sınıf mücadelesini savunurken, din çözümlemesinde, dine karşı tavır almada sadece Hristiyanlığı baz almış olmaları büyük bir eksikliktir. Komünist Manifesto'da din olgusuna karşı sadece ve sadece “kilise” baz alınarak yapılan çözümlemeler doğrultusunda tavır alınmıştır. Her ne kadar Marx'a dair “din kitlelerin afyonudur” sözü popüler olsa da (afyon o dönem hastalıklarda ağrıları, acıları dindirmek için ilaç olarak da kullanılıyordu) aynı cümlenin başındaki kısım genelde es geçilir. “'Din, ruhsuz koşulların ruhu, çaresiz mazlum kulların ahı ve kalpsiz bir dünyanın kalbidir.” derken Marx, sadece “size tokat atana öbür yanağınızı çevirin” diyen İsevi teoloji üzerinden dini yorumluyor ve acı çeken cahil halkın ağrılarını dindiren bir ilaç olarak gördüğü dine karşı “anlayış” gösterme tavrı içine giriyor, çünkü kadınları taşlayarak öldüren, pedofiliyi -nekrofiliyi savunan, kendinden olmayanları öldürmeyi hak sayan ve benzeri pek çok insanlık dışı kuralları, emirleri olan İslam'ın teolojik özüne dair hiçbir şey bilmiyor, okumamış araştırmamış, gerek görmemiş çünkü, bir yandan dünyanın tüm ülkelerindeki işçi sınıfını örgütlenmeye çağırırken. “Bütün eleştirilerin ön koşulu dinin eleştirisidir” diyen Marx, ne yazık ki “bütün dinleri” eleştirmemiş ve böylece din olgusuna karşı eksik ve hatalı tavır sergilemiştir. Körü körüne Marx'tan fazla Marksist olanlar da hiç sorgulamadan aynı çizgide yürümeye devam etmektedirler tabi.

“Sosyalistler, din konusundaki tavırlarını genellikle şu sözlerle belirtirler: "Din, kişinin özel meselesi olarak görülmelidir." Ancak herhangi bir yanlış anlamaya yol açmamak için, bu sözlerin anlamı kesinlikle açıklanmalıdır. Devlet söz konusu olduğunda, dinin kişisel bir sorun olarak kalmasını isteriz. Ancak, Partimiz düşünüldüğünde, dini kişisel bir sorun olarak görmemiz söz konusunu olamaz.” der Lenin. Hristiyanlığın o dönem gelmiş olduğu aşamada, yüzlerce yıl önce yaşanmış reform mücadelesi ve akabinde rasyonalizmin, bilimin, sanatın, felsefenin özgürce gelişebilmesi sürecinde kitleler için varlığı bir “İslam şeriat devleti” kurulması gibi bir tehlike taşımayan Hristiyanlık üzerinden bakarsanız din olgusuna diğer dinleri hesaba katmadan, özellikle İslamiyetin teolojisini hiç araştırmadan böyle Lenin gibi konuşursanız, tabi ki din olgusuna ateist sosyalistler olarak doğru tavrı almada gaflete düşersiniz. Lenin gibi “Devlet söz konusu olduğunda, dinin kişisel bir sorun olarak kalmasını isteriz.” dersiniz böylece, ama dünyadaki dinler sadece Hristiyanlıktan ibaret değildir ve Hristiyanlık gibi bir reform sürecini halihazırda hiç yaşamamış, Afganistan, İran, Suudi Arabistan gibi ülkelerde yaşananlardan görüleceği üzere “taş devrini” aşamamış ve yapısı gereği aşması da zaten mümkün olmayan ve kendinden olmayanları öldürmeyi, onlara tecavüz etmeyi, malını parasını toprağını gasp etmeyi hak ve görev sayan İslam'a karşı sosyalist devletin “din kişisel meseledir” diyerek kenara çekilmeye, böyle bir gaflet içine düşmeye hiç hakkı yoktur, olamaz, tabi hiçbir sosyalistin de.

Dönelim Özgürlükçü Sol'a...Demokrasi adına İslam'a arka çıkmak, “kasabın bıçağını yalayan aptal dana” olmaktan farksızdır, siz yalamaya devam ettikçe, o bıçak er geç boğazını keser...

Artık gafletten uyanın...

Serkan Engin
Kasım 2013

Read More

4 Mayıs 2014 Pazar

İslam ve Ermeni Soykırımı


İSLAM VE ERMENİ SOYKIRIMI

Batı’da dile getirdiği gibi, Ermeni, Süryani, Keldani, Nasturi, Pontus Rum soykırımları, aslında birer "Hristiyan soykırımıydı". Karşı cephede de zaten "Müslüman" Türkler ve Kürtler vardı. Bu soykırımların sosyal-vicdani dayanağı, İslam'ın Müslümanlara, tüm "kâfirleri" öldürme, onlara tecavüz etme, mallarına ve topraklarına el koyma hakkı tanımasına bağlıydı.  Soykırımı fiilen işleyen teşkilat-ı mahsusa çetelerindeki caniler ve komşularını, yani gayrimüslimleri öldürüp kadınlarını seks kölesi yapan, mallarını, evlerini, dükkânlarını yağmalayan Türkler ve Kürtler, kendilerine soykırım emrini veren, devletin başındaki İttihatçiler gibi “milli şuur” ile dolu değillerdi henüz. Dolasıyla Ermeni, Süryani, Keldani, Nasturi, Pontos soykırımlarında aktif olarak rol alanlar, seve seve katliamları işleyenler, bütün bunları, “Türk nasyonalizmine” hizmet gereği yapmadılar. Kendilerini “Türk” veya “Kürt” olarak değil “Müslüman” olarak tanımlayan köylülerdi bunlar. Ticaret ve zanaat ise gayrimüslimlerin uğraş alanıydı ve dolasıyla onların paraları ve malları çoktu.

İttihatçilerin katliam emri, 2 bin yıldır yağmacılıkla geçinen, Anatolya’da ise ancak çiftçilik ve hayvancılık yapmayı becerebilen Türkler için bulunmaz nimet oldu. Emirden öte, taşmaya hazır selin bendini yıkmak oldu, devletin katliam talimatları, çünkü hem yağma fırsatı doğmuştu hem de burunlarının dibinde parayla oynayan “gâvurlardan” hınç alacaklardı.

Binlerce yıldır bölgede yer alan ve gene Türkler gibi, çiftçilik ve hayvancılık mesleklerinin ötesinde hünerleri, deneyimleri ve tarihsel birikimleri olmayan Kürtler için de din kardeşleri Türkler gibi sevinme zamanıydı, çünkü “gâvurun” mallarına konabileceklerdi.

Güya, “bin yıldır” kardeş kardeş yaşadıkları gayrimüslimleri, sırtlan sürülerinin iştahı ve vahşetiyle hiç acımadan, hatta zevkle parçaladılar Müslüman Türkler ve Kürtler. Göz koydukları, kıskanmakta oldukları Ermeni, Süryani, Keldani, Nasturi, Pontos mallarına, dükkânlarına, evlerine el koydular. Kadınlarını da İslam’ın emrettiği üzere “ganimet” malı saydıkları için ya seks kölesi ve domestik köle olarak kendi evlerine, haremlerine tıktılar ya da üç otuz paraya köle pazarlarında sattılar.

İnsanlık onurunun korkunç şekilde ayaklar altına alındığı bu vahşet döneminin failleri, hiçbir vicdan azabı duymuyorlardı, aksine çok mutluydular, çünkü bu iğrenç eylemleri gerçekleştirdikçe İslam’ın Allah’ına daha layık, iyi birer mümin oluyorlar, sevap işliyorlardı. Böylece, toplu seks (huriler) ve açık büfe meyhane (kevser şarabı nehirleri) içeren cennetlerine daha da yaklaşıyorlardı.

Bu korkunç vahşetleri işlerken değil devlet ya da Allah katında yargılanmak, suçlanmak, kınanmak, “sevap” işlediklerini düşünerek, devletin ve Allah’ın emirlerine uymanın rahatlığı, iç huzuru, hatta keyif içindeydiler.

Allah’tan ve devletten aldıkları emir ile kadınlara, küçücük kız çocuklarına tecavüz ettiler. Devletin ve “barış dini” İslam’ın izniyle çocukları canlı canlı yakıp insanları acımasızca katlettiler.

Çünkü onların Allah’ı, kendi dinlerinden olmayanlara karşı çok acımasızdı.

Serkan Engin
Mayıs 2014



Read More

28 Nisan 2014 Pazartesi

Sınıf Kini ve Küçük Burjuva Sosyalistler(!)


Sınıf Kini ve Küçük Burjuva Sosyalistler(!)
“Biz allahın üvey çocukları, arkasızlar.../ Biz sökük düğmeliler, şezlongsuzlar, şarapsızlar;/ biz kozalarından kovulmuş ipek böcekleri...” Yılmaz Odabaşı

Bir sosyalist partide üst düzey yönetici biri, ismi lazım değil, “Ayaktakımı” başlığıyla, Pera’nın barlarından birinde “konsept” parti düzenledi ve gayet pervasızca bunun reklamını yapıyordu internette. Bu tip sosyalistlere! iki çift lafım var.

Sınıf kini olmayan devrimciler!, ancak sizler gibi, küçük burjuva ailelerinden çıkıp sosyalizmi de hobi olarak, sosyal rant kaynağı olarak gören, Pera barlarında devrimcilik oynayan, ağzından "işçi sınıfını" düşürmemelerine rağmen ömürlerinde tek bir gün bile “işçi” olarak çalışmamış, tarım bakanıyken kır işçisi olarak tarlalarda ekin biçmeye giden Che'yi bu açıdan hiç örnek almamış, ama Che'yi anmadan durmayan, halihazırda Küba'daki milletvekillerinin senede bir ay beden işçisi olarak çalıştıklarını görmezden gelenlerdir.

Marksizmi kimseye kaptırmayan, ama "Bizim mücadelemiz ancak işçi sınıfının İÇİNDEN çıkılarak başarılı olabilir" diyen Marx'a kulak asmayıp işçi sınıfına "öncü" olma küstahlığını kendilerine hak sayanlardır.

Hayatlarında hiç aç, işsiz, arkasız, kimsesiz, dayısız kalmamış, “allahın üvey çocukları” olmak nedir hiç yaşamamış, işçi sınıfının içinde büyümemiş, işçi mahallesinde hiç oturmamış, babası- amcası- komşusu işçi olmamış, şımarık züppelerdir ve bizim en az büyük burjuvaziye olduğu kadar, sizin gibi devrimcilik oynayan sahte peygamberlere karşı da sınıf kinimiz var.

Artık o züppe, küstah ellerinizi çekin işçi sınıfının yakasından!

Serkan Engin
Kasım 2013
Read More

26 Nisan 2014 Cumartesi

Çocukluğumdan Öpüyorsun Beni


Çocukluğumdan Öpüyorsun Beni

çocukluğumdan öpüyorsun beni, beyaz
düşlerimden öpüyorsun erik ağaçlarına takılı
bende bahara birikiyorsun sende beni çoğaltarak
serçelerle bir konuyorsun kalbime her sabah sil baştan
en baştan seviyorsun boynu bükük harflerimi, her gün
haylaz dizelerimi umuda ilikliyorsun usulca, ah
kaç kişin birden olayım sevdikçe ben seni, hep öyle
cihanda beni bul bende cihanı severek, “iki
gözüm iki şiir” kalbinin alfabesine başlayalı beri

Serkan Engin

Şubat 2014
Read More

15 Mart 2014 Cumartesi

ANNE, BEN IRKÇI MIYIM?


ANNE, BEN IRKÇI MIYIM?

Nil desperandum!

Ermeni Soykırımının kurbanlarından özür dileyen yazımdan ötürü PEN Türkiye Başkanı Tarık Günersel tarafından IRKÇILIKLA suçlandım. 

Peki ben IRKÇI mıyım?..

Söz konusu yazım, “The Insufferable Shame of Being a Turk”http://bit.ly/1kl3iaz

Bunlar da Tarık Günersel'in yazım üzerine hakkımda sarf ettiği sözler:

“Bu yazı, Türk düşmanı ve ırkçıdır ne yazık ki.
...
Kendisini Türk ya da kısmen Türk sayan bir insanın Türkler bağlamında özür dilemesi bir jest sayılabilir. Metindeki haliyle özür dileme imkanı var mı gerçekten?

Adalet arzusuyla başlayan ama nefretin ağır bastığı ve ırkçılığa varan bir metin ne derece etkili olabilir?”


PEN Türkiye Başkanı bile beni, Ermen Soykırımının kurbanlarından özür dilediğim yazıdan ötürü Türk düşmanlığıyla, IRKÇI olmakla suçlarsa, Hrant Dink gibi sokak ortasında vurulmaktan beni kim koruyabilir.

Son nefesime kadar onurlu özür dileyişimin ve yazdığım yazının arkasındayım ve öldürülmekten de hiç korkmuyorum.

Lütfen görüşlerinizi paylaşın, Türk, Ermeni ya da diğer bir etnisiteden olsanız da ve asıl IRKÇILIĞIN ne olduğunu tartışalım.

SERKAN ENGİN
Mart 2014
Read More

3 Mart 2014 Pazartesi

Abused Letters of Hope





ABUSED LETTERS OF HOPE

Dedicated to you...

I was born to loop my balmy
dreams to your bleeding verses
born to shout your childhood fads
lost in a mute hell in front of everybody

I am the delicious revenge of all molested children
spilling their pain into the purple shores of Orphanage
I am the handsome anger of all neglected buds
blooming on the lapel of Oppression

-Which holiness protected your most child letters
written on the skies of Hope!
Where was Jesus, where was Allah, where was Brahma and all others!


Tiny gardens of your short-length lives
occupied by the rivers of Fear round the clock
Your purity was hunted mercilessly
by the neighbour ravens of your helpless meadows

-Which holiness protected your most child letters
written on the skies of Hope!
Where was Jesus, where was Allah, where was Brahma and all others!


I am the delicious revenge of all molested children
spilling their pain into the purple shores of Orphanage
I am the handsome anger of all neglected buds
blooming on the lapel of Oppression

SERKAN ENGIN
March 2014



Read More

24 Şubat 2014 Pazartesi

CHILDREN OF HOMELESSNESS
(English- Japanese- French- Kurdish- Turkish)

Children of Homelessness


They draw a knife of grief and throw a razor to hell
while slicing their courage thinner.
Their stomachs are deserted and their dreams are blinded,
their pupils are dice shaken to pain.

They walk along with a suicide anthem
as violence suckles their teazel life.
They are wasted of life and, definitely,
their history can be read in a welter of blood.

Their innocence is scratched out on their skin,
their hopes capsized before sailing.
Desolate birds settle on their shoulders,
their necks are written cursive in every language
as the children of homelessness rot away from scratch.

Serkan Engin

The Criterion International Literary Journal
Vol. IV. Issue IV.
August 2013


***

家のない子供時代

かれらは悲嘆のあまりナイフを抜き、カミソリを地獄に投げる
シンナーで勇気を奮い立たせながら
彼らの胃は荒廃し、かれらの夢は盲目となる
彼らの瞳は一組のさいころのように揺さぶられ痛む

彼らは自殺の行進曲に伴われて歩く
暴力は彼らの刺々しい羅紗垣草のような生き方に養われている
彼らの生は、遺棄され
彼らの歴史は血の渦だ

彼らの無邪気さは、すでにその皮膚に刻まれている
彼らの希望は出帆する前に転覆し
孤独に打ち拉がれた鳥たちが彼らの肩に住んでいる
彼らの首にはあらゆる言葉でイタリックで書かれている

家のない子供時代はつぼみのままに朽ち果てる、と

Serkan Engin

Translated to Japanese by Prof. Masao Sugiyama
Shi to Shisou (Japanese Philosophy and Poetry Journal)
Issue 317/ June 2013

***

L’enfance sans-abri


Peines poignardé enfer tranché au cutter
Le diluant masse leurs audaces
L’estomac désert rêves muet
Leurs pupilles sont des dés jetées à la souffrance

Ils passent devant nous avec leur hymne suicidaire
Les chardons font téter la violence à leur existence
Déchets de la vie
Lisible est leurs histoires couvert de sang d’errance

De leurs peaux tannées est arrachée l’innocence
Perspectives chaviré avant d’ouvrir les voiles
Des oiseaux solitaires se perchent sur leurs épaules
Dans chaque langue s’écrivent en italique leurs cous

: A peine bouture pourrit le sans-abri de l'enfance

Serkan Engin

Translated to French by Lolan
Vents Alizés Revue (French Literary Journal)
Numéro 2/ 2014
(This issue will be avaliable soon)

***

Zaroktiya Bêmalî


ji bexté xwe re kêrê dikşînin, pelik davêjin dojehê
bi tînerê mist didin termê xwe
aşikên wan asûde û bi xiyalên lal
çiftek zar e kulîlka çavan ku dihejînin êşê

bi sîrûdên xwekujî derbas dibin ber me de
her dem bi zordarî umrê wan dimijin serkeşîş
kevnikên jiyanê ne
bi xwîn û rêmeşîn têt xwendin dîroka wan

hatiye kolandin bêtewanî ji çemrê wan
hêviyên wan, qelibîne hê neçûne di behran
çûkên bêkes vedinin ser girmikê wan
xahr e bi her zimanî stûyê wan

: hê ku bûkikin dirizin zaroktiya bêmalî

Serkan Engin

Translated to Kurdish by Berhim Pasa
Mahsus Mahal Dergisi (Turkish Literary Journal)
Issue 16/ 2011

***

Evsizliğin Çocukluğu


kedere bıçak çekip jilet atarlar cehenneme
tinerle ovarak cesaretlerini
mideleri tenha düşleri lâl
acıya sallanmış bir çift zardır gözbebekleri

intihar marşıyla geçerler önümüzden
şiddet emzirir deve dikeni ömürlerini
hayatın ıskartasıdırlar
kan revan okunur tarihçeleri
kazınmış tenlerinden masumiyetleri

umutları alabora olmuş daha açılmadan denize
omuzlarına kimsesizlik kuşları konar
her dilde italik yazılır boyunları

: goncayken çürür evsizliğin çocukluğu

Serkan Engin

Berfin Bahar (Turkish Literary Journal)
Mayıs 2007


#serkanengin #serkanenginpoems #serkanenginpoetry
#imagistsocialistpoetry #socialistpoetry #homeless #streetchildren #homelesschildren #poeminjapanese #poeminfrench #poeminkurdish #poeminturkish #turkishpoetry #turkishpoets #turkishpoems


Read More

19 Şubat 2014 Çarşamba

There is no God except Me



There is no God except Me

Kiss me or shoot
from my impish verses
opening from yesterday to the far future.
Shoot my hopes escaping from my words.
I am the revenge of all despised ones in whole continents.
I am an exclamation mark in front of the current Paradigm.

-There is no God except Labour, my darling!

Be the mother of the sparrows
flapping in my sorrowful rib cage.
I have been destroyed
from my chilhood to Eternity
with the lava days of my broken history.

-There is no God except Love, my darling!

Breed me to yourself from clouds
of the sky of your face.
I have been created from the letters
of Pain of all oppressed ones in the world.
Nevermind the flying ballons escaping
from my short-lenght modest dreams.

-There is no God except Me, my darling!

Occupy my whole soul and skin
with the vandal armies of your hands.
I am already drunk because of
the dancing daisies at your voice
already reborn from your lips
to the spring pages of the near future.

- There is no God except You, my darling!

Kiss me or shoot
from the wings of my mute memories
telling themselves into Darkness.
Shoot my fads reducing me
from the mountains of our Struggle.

-There is no God except Ourselves, my darling!

Serkan Engin
February 2014


* This is my first poem originally written in English, it is not a translation from Turkish like the other ones.
**Special thanks to Gulten Akin, Hallaci Mansur, Karl Marx and Rumi.

Read More

17 Şubat 2014 Pazartesi

Annemin Sevmediği Oğlu






Annemin Sevmediği Oğlu

Anne gene sevmezden gel beni
Babil Kulesi'nden, Alamut Kalesi'nden gel
İnsafa gel, kuzgunlar adımı geceye fısıldadığında
Sokakta titreyen hecelerimin karşısında vicdana gel

-Annemin sevmediği oğlu, b'ela gözlü, grand tuvalet deli
Şaşı bakıyor paradigmaya
Tebessümüne dolaşmış parklar dolusu çocuk
Sesi uçurtma kırmızısı
Annemin sevmediği oğlu
B'ela gözlü
Deli

Anne yine bilmezden gel
Gökten pul pul dökülen serçelerimi
Kaç oktav ağlar harfler gözlerimde
Duymazdan gel, sen sadece kendine gel
Uzun dizeler boyu susarak geçmişi

-Annemin sevmediği oğlu, b'ela gözlü, grand tuvalet deli
Şaşı bakıyor paradigmaya
Tebessümüne dolaşmış parklar dolusu çocuk
Sesi uçurtma kırmızısı
Annemin sevmediği oğlu
B'ela gözlü
Deli

Anne beni doğurmazdan gel e mi!

Serkan Engin
Şubat 2014
Read More

30 Ocak 2014 Perşembe








VAJİNA GÜCÜYLE DEĞİL, ŞİİRİMİN BİLEK GÜCÜYLE!

Nil desperandum”

New Jersey merkezli uluslararası kısa şiir dergisi “Shot Glass Journal”ın editörü, yayımlanacak iki şiirimin sayfa mizanpajını yolladı onay için. Farkındaysanız artık ikişer, üçer şiirim birden yayımlanıyor uluslararası edebiyat dergilerinde :) Halihazırda A.B.D Oregon merkezli uluslararası edebiyat dergisi “Split Infinitive”de iki şiirim birden yayımlanmakta: “Broken Apprentice (Kırık Çırak)” & “My Family(!) and Dialectic (Ailem(!) ve Diyalektik)”. Yakında yeni sayısı yayımlanacak olan Fransızca uluslararası edebiyat dergisi “Vents Alizés Revue” ise üç şiirimi birden yayımlayacak hem Fransızca çevirileri hem de Türkçe özgün halleriyle. Fransızca'ya çevirileri Şair-Çevirmen Yaşar Doğan (Lolan) tarafından yapılmış olan “Evsizliğin Çocukluğu- L'enfance sans-abri”, “Kırık Çırak- L'apprenti bouleversé”, “Peralı Güzele Gazel- Gazel à la Belle de Péra” adlı şiirlerim altı ayda bir yayımlanan edebiyat dergisinin son sayısında yer alacak.

Fosil bir şaircik, “Ya sen işte, kişisel tanışıklıkların sayesinde yayımlatıyorsundur oralarda şiirlerini de hödöhödö” diyerek kusmuştu içine çöreklenmiş aşağılık kompleksini, belli etmişti kifayetsiz muhterisliğini. T.C.'de kendisinin ve arkadaşlarının alışık olduğu gibi kayırmayla, torpille, karşılıklı övgü rüşvetiyle vs. dönmüyor dünya dergilerinde bu işler. Hele ki 3 kıtada, bilmemkaç ülkede, saymaya bile üşendiğim kadar çok sayıdaki edebiyat dergisinde “tanıdıklarımın” olduğunu iddia etmesi, beyinsizce üretilmiş bir cümlenin gülünçlüğü bir yana, en hafif tabiriyle acınası bir zavallılığın da dışavurumu.

Kimileri gibi “vajina gücü” sayesinde değil, “şiirimin bilek gücüyle” dünyanın dört bir yanında gezdiriyorum haylaz kelimelerimi, 3 kıtada bilmemkaç ülkede, İngilizce, Japonca, Fransızca, Farsça ve Azerice çevirileriyle...(Şili asıllı Amerikalı şair yoldaşım Marcela Villar M.'nin çevirisiyle kimi şiirlerimin İspanyolca çevirileri de yayımlanmaya hazır.)

Şiir'e metres kadrosundan dahil olanlar gibi Avrupa ve Amerika'daki şiir festivallerinde fiziken yer alamadık henüz, ama ne gam, yakın gelecekte gene “şiirimin bilek gücüyle” onurlu bir şekilde davet alırım dünyanın dört bir yanındaki şiir festivallerinden. Nice ülkede kaç değişik dilde şiir kitaplarım yayımlanır yakın gelecekte, sıfır torpil ile.

Şiir'i varoluş biçimi haline getirmeye başlayan genç şair arkadaşlar, görün işte, şiiriniz sağlamsa, gerçekten nitelikliyse, bu şiir şeyhlerine mürid olmanıza hiç gerek yok, şiiriniz er geç hak ettiği konuma ulaşır ve siz tarihe erdemli bir şair olarak geçersiniz. Kısa yoldan köşe dönücü şiir müridleri ise günübirlik parsayı götürürler, ama tarihe utanç sembolü olarak kalırlar. Sakın korkmayın bu çirkin çarkı eleştirmekten de, dik durun, omurganız sağlam olsun, çünkü Şiir öncelikle bir etik meseledir. Eğer bir etik tavrınız ve kavganız yoksa, yazdıklarınız sözcük soytarılığı seviyesinde kalmaya mahkumdur.

Şiiriniz sağlamsa kimse sizi bitiremez! Bitiremedi işte nice şiir şaklabanı beni!

SERKAN ENGİN
Ocak 2014

Read More

23 Ocak 2014 Perşembe

2013 Serkan Engin Enternasyonel Poetik Oto-Almanağı

Şubat 2013:
Kanada’da Şiir Sergisinde 3 Türkçe Şiir
Serkan Engin'e ait 3 şiir, hem Türkçe hem de İngilizce olarak, Cobourg Şiir Atölyesi projelerinden olan ve geleneksel olarak Ontario, Cobourg’daki The Human Bean adlı kafede düzenlenen Poetry’z Own şiir köşesi çalışmasında sergilendi. Türkiye'den sadece Serkan Engin'in Peralı Güzele Gazel (Ghazal to Pera Belle), Gecenin G Noktası (The G Point of the Night), Her Dilde Aşk (Love in Every Language) adlı şiirleriyle yer aldığı sergi, farklı ülke şairlerinin yazdığı 6 değişik dildeki toplam 7 şiiri içermekte olup 4 hafta boyunca şiir okurlarının ilgisine sunuldu.

Sergide Serkan Engin’den başka Wally Keeler, Xenophon Gournaropoulos, Mark Clement and Guido Gezelle adlı şairler birer şiirleriyle yer aldılar. Her birinin İngilizce çevirisi sergilenmekle birlikte, 3 Türkçe ve birer adet Flemenkçe, Çince (Mandarin), Yunanca ve Almanca şiir, sergi kapsamına dâhil edildi.
Mayıs 2013:
Japonya'da Türkçe Bir Samuray 
Japonya'nın önde gelen şiir ve felsefe dergilerinden Shi to Shisou, 317. sayısında Türkiyeli Laz Şair Serkan Engin'i konuk etti. Derginin her sayı farklı bir ülke şairinin konuk edildiği “Dünya Şairleri El Ele” adlı bölümünde, Serkan Engin'e ait 6 şiir (Evsizliğin Çocukluğu, Kırık Çırak, Peralı Güzele Gazel, Her Dilde Aşk, Halklar ve Aşklar, Gecenin G Noktası) Japonca çevirileriyle yayımlandı. Toplam 6 sayfa yer kaplayan bölümde, Serkan Engin'in “İmgeci Sosyalist Şiir” düzlemindeki poetik mücadelesi ve muhalif politik yazıları hakkında ayrıntılı bilgi verildi ve yayımladığı e-kitapların listesi de Japon okurun ilgisine sunuldu. Makaleyi kaleme alan Osaka Üniversitesi'nden Prof. Masao Sugiyama, Serkan Engin'in şiirlerini ve poetik görüşlerini Japonca'ya aktarırken, Talat Sait Halman'ın İngilizce olarak hazırladığı “100 Modern Turkish Poems” 100 Modern Türkçe Şiir adlı antoloji doğrultusunda, Türkçe'nin köklü şiir geleneğinden de bahsetti.Türkiye'deki politik baskıyı yansıtması açısından, Fazıl Say'ın dava edilmesine neden olan Ömer Hayyam dizeleri de Japonca'ya çevrilip Japon okurlara sunuldu.

Haziran 2013:
Serkan Engin Şiiri The Writer's Drawer Kitap Projesi'nde
Kültürlerarası yazar platformu The Writer's Drawer'ın editörü Beryl Belsky tarafından Serkan Engin'den yayımlanmak üzere şiir göndermesi talep edildi. Bu davete olumlu yanıt verilmesiyle birlikte gönderilen “Love in Every Language” adlı Serkan Engin şiiri, Türkçe özgün hali, Kürtçe ve Lazca çevirileriyle birlikte yayımlandı ve The Writer's Drawer'ın kültürlerarası kolektif kitap projesine dahil edildi.

Temmuz 2013
Türkçe'nin Turist Ömer'i Paris'te
Paris ve Londra'da eşzamanlı olarak yayımlanan ve Paris, Londra, Glasgow, Amsterdam ve New York'taki bellibaşlı kitapevlerinde okurun ilgisine sunulan matbu edebiyat dergisi “Belleville Park Pages”, üçüncü sayısında Türkiye'den Serkan Engin'i konuk etti. 15 günlük periyotlarla yayımlanan dergide, Serkan Engin'e ait “Your Skin Script” (Ten Yazın) adlı şiir yer aldı. Fransız, İngiliz ve Amerikalı şairlerin çoğunlukta olduğu derginin üçüncü sayısında, Brezilya, Hindistan ve Türkiye'den birer şair yer alıyor.

Serkan Engin'in Poetik Yazısı The Writer's Drawer'da

Serkan Engin'in İngilizce olarak kaleme aldığı, İmgeci Sosyalist Şiir'in açımlanmasına dair olan “Imagist Socialist Poetry: A Short Guide” (İmgeci Sosyalist Şiir'in Kısa Kılavuzu) adlı poetik yazısı, İsrail merkezli olup uluslararası alanda faaliyette bulunan The Writer's Drawer adlı edebiyat platformunda yayımlandı.

Serkan Engin Uluslararası Gezi Parkı Şiir Projesi'nde

Türkiye'deki “Gezi Parkı” direnişine destek için dünyanın dört bir yanındaki şairleri örgütleyen "Solidarity Park Poetry" projesi kapsamında, Türkiyeli Laz Şair Serkan Engin'e ait “Love in Every Language” adlı şiir, İngilizce çevirisinin yanısıra Türkçe özgün hali ve Kürtçe ile Lazca çevirileriyle birlikte yayımlandı. Özgün adı “Her Dilde Aşk” olan şiirin İngilizce çevirisi Serkan Engin tarafından, Kürtçe çevirisi Mehmet Caymaz ve Lazca çevirisi Selma Koçiva tarafından yapılmıştı.

Ağustos 2013:
Serkan Engin Şiiri Hindistan'da
Hindistan merkezli olup şiir editörü Yeni Zelanda'da, öykü editörü A.B.D.'de ve genel yayın yönetmeni Hindistan'da bulunan ve ekibi gibi katılımcıları da uluslararası edebiyat camiasından olan İngilizce edebiyat dergisi “Open Road Review”, Ağustos ayındaki 6. sayısında, Serkan Engin'in “Brothel Trauma” (Genelev Travması) adlı şiirini yayımladı.

Eylül 2013:
Serkan Engin "The Criterion"da
Serkan Engin'e ait "Children of Homelessness" (Evsizliğin Çocukluğu) adlı şiir, Hindistan merkezli uluslararası edebiyat dergisi "The Criterion"un son sayısında yer aldı.
Kız Veysel” Belleville Park Pages'de
Daha önce 3. sayısında Serkan Engin'e ait “Your Skin Script” (Ten Yazın) adlı şiiri yayımlayan matbu edebiyat dergisi Belleville Park Pages, 8. sayısında da Serkan Engin'in “Ladyboy Veysel” (Kız Veysel) adlı şiirini yayımladı.
Arsız Akrostiş” Şangay'da
Şangay merkezli olup üç ayda bir İngilizce olarak uluslararası alanda yayımlanan edebiyat dergisi “Far Enough East“, 3. sayısında Türkiye'den Serkan Engin'e ait “Shameless Acrostic” (Arsız Akrostiş) adlı şiire yer verdi. Dört editör ve bir baş editörden oluşan dergi yayın kurulu adına Robin Silver'ın ilettiği bilgiye göre, Türkiye'den bir şiir ilk kez dergilerinde yer aldı.
Serkan Engin "Empty Mirror Literary & Arts Magazine"de
Amerika’nın önde gelen sanat dergilerinden olup özellikle “Beat Kuşağı” olarak adlandırılan şiir ve sanat akımı temsilcilerinin eserlerini bir araya getiren “Empty Mirror Literary & Arts Magazine”, Serkan Engin’e ait “I Kissed You With Sparrows” (Serçelerle Öptüm Seni) adlı şiiri yayımladı.“Serçelerle Öptüm Seni” ilk olarak 2012 yılında Afrodisyas Sanat Dergisi’nin 32. sayısında yayımlanmıştı.

Ekim 2013:
Serkan Engin “Miracle Magazine”de
Amerika'da iki ayda bir yayımlanan matbu edebiyat dergisi Miracle Magazine, 7. sayısında, Türkiye’den Serkan Engin’e ait “Samurai With Butterfly Epaulet” (Kelebekli Samuray) adlı şiiri yayımladı. Şiirin özgün Türkçe hali (Kelebekli Samuray), 2011 yılında Kum Edebiyat Dergisi’nde yayımlanmıştı.
Amerika'da Türkçe Bir Kovboy
A.B.D.'nin Oregon eyaletindeki Portland şehrinde faaliyet gösteren uluslararası edebiyat dergisi “Spilt Infinitive”, Serkan Engin'e ait “Charlady Gulizar” (Gün delik Gülizar) ve “Broken Apprentice” (Kırık Çırak) adlı şiirleri, 2014 yılı Ocak ayındaki gelecek sayılarında yayımlama kararı aldı.
Serkan Engin Şiirleri Fransızca'da
Uluslararası düzlemde Fransızca olarak altı ayda bir yayımlanan edebiyat dergisi “Vents Alizés Revue”, gelecek sayısında Türkiyeli Şair Serkan Engin'i konuk etme kararı aldı. Dünyanın dört bir tarafından şairlerin katılımda bulunduğu edebiyat dergisi, Serkan Engin'in üç şiirine birden yer verecek. Fransızca'ya çevirileri Şair-Çevirmen Yaşar Doğan (Lolan) tarafından yapılan “Evsizliğin Çocukluğu- L'enfance sans-abri, Kırık Çırak- L'apprenti bouleversé, Peralı Güzele Gazel- Gazel à la Belle de Péra” adlı Serkan Engin şiirlerinin hem Türkçe özgün halleri hem de Fransızca çevirileri bir arada yayımlanacak.
Kasım 2013:
Tenha Tezgahtar” Empty Mirror Literary & Arts Magazine'de
Eylül ayında Serkan Engin'in “I Kissed You With Sparrows” (Serçelerle Öptüm Seni) adlı şiirini yayımlayan “Empty Mirror Literary & Arts Magazine”, bu ay da Serkan Engin'in “Delayed Saleslady” (Tenha Tezgahtar) adlı şiirini yayımladı.
Aralık 2013:
Kırık Çırak” Amerika'da

2012 yılında 1 Mayıs İşçi Bayramı'nda (Labor Day) Amerika'da Baltimore Üniversitesi'nde kurulan “Industry Night” adlı edebiyat dergisi, son sayısındaTürkiyeli Laz Şair Serkan Engin'e ait “Broken Apprentice” (Kırık Çırak) adlı şiiri yayımladı. Sadece “emek” eksenli şiir, öykü ve denemeleri yayımlayan “Industry Night”, ilk defa Türkiye'den bir şaire yer verdi. Serkan Engin'in “Kırık Çırak” adlı şiiri, 2005 yılında Ünlem Dergisi'nde yayımlanmış ve 2006 yılında Eski Broy Dergisi'nin hazırladığı şiir yıllığına alınmıştı. Daha sonraki yıllarda Kürtçe çevirisi 2009'da Güney Dergisi'nde, Rumca çevirisi 2010'da ülkemizdeki tek Rumca gazete olan Apoyevmatini Gazetesi'nde ve Japonca çevirisi 2013 yılı Mayıs ayında “Shi to Shisou” adlı Japonya'nın önde gelen şiir ve felsefe dergisinde yayımlanan “Kırık Çırak” adlı şiirin Fransızca çevirisi de “Vents Alizés Revue” adlı Fransızca yayın yapan uluslararası edebiyat dergisinin gelecek sayısında yer alacak. “Kırık Çırak” şiirinin ayrıca, Hemşince, Oğuzca ve Almanca çevirileri de bulunuyor.

Read More

19 Ocak 2014 Pazar

BETWEEN CUBA AND FATSA (English- Spanish- Turkish)


BETWEEN CUBA AND FATSA
a poem by
SERKAN ENGIN
in
(English- Spanish- Turkish)

***


Between Cuba and Fatsa


I did everything for and with my people”

Fikri Sonmez*



My heart belongs to Cuba, my comrades,

I am the same age as

The children whose dreams

Have been kissed by Fidel and Ernesto.

My homeland is Fatsa in the year 1979,

Time period of Fikri Sonmez,

The best tailor of socialism.



Because of these, my comrades,

My sparrow life is

A daisy rain,

Between Cuba and Fatsa.



Serkan Engin

Translated from Turkish by Serkan Engin





* Fikri Sonmez (Fikri the Tailor):



Fikri Sonmez was a tailor and socialist politician who served as the mayor of Fatsa district of Ordu Province in Turkey between 1979 and 1980. He had a political view parallel to Fidel Castro and Cuban Revoution in 1959. After his election as the mayor, he splitted Fatsa into eleven regions and created people's committees. He made campaigns against the violence against women, the poor infrastructure in Fatsa, gambling, diseases because of the bad conditions in the town. Because of his success he got support from different political movements in the town. On 11 July 1980, Turkish military conducted an operation against Fatsa. Fikri Sönmez was arrested and put into prison. He died of a heart attack in Amasya penitantiary on 4 May 1985.



***



Entre Cuba y Fatsa



" Hice todo para y con mi pueblo "

Fikri Sonmez*



Mi corazón pertenece a Cuba, compañeros,

Tengo la misma edad de

Los niños cuyos sueños

Han sido besados por Fidel y Ernesto.

Mi patria es Fatsa en el año 1979,

Período de Fikri Sonmez,

El mejor sastre del socialismo.



A causa de esto, mis camaradas,

Mi vida de gorrión es

Una lluvia de margaritas,

Entre Cuba y Fatsa



Serkan Engin

Traducido al castellano por Marcela Villar M.



***



Küba Fatsa arası



"Ben ne yaptıysam halkım için,

halkımla birlikte yaptım"

Fikri Sönmez



Kalbim Kübalıdır "abiler",

Fidel ile Ernesto'nun

düşlerinden öptüğü çocuklarla yaşıt.

Memleketim, 79'daki Fatsa'dır,

bu şafaklarda Sönmez

Fikri'nin zamanında,

sosyalizmin en güzel terzisi.



"İşte bu yüzden dostlar

bu yüzden",

Küba ile Fatsa arasında,

bir papatya sağanağıdır,

şu benim serçe ömrüm.



Serkan Engin

* Photograph designed by Ali Ziya Camur
Read More

16 Ocak 2014 Perşembe

POETİK İMGE NEDİR

POETİK İMGE NEDİR
(Şiir’de “İmge” Nedir, Nasıl Kurulur)

Felsefi anlamda imgenin tanımı, "Nesnel gerçekliğin insan zihnindeki yansımaları" şeklindedir (Felsefe Sözlüğü/ Orhan Hançerlioğlu). Yani “gece imgesi” denilebilir felsefi anlamda, ama Şiir’de “gece” sözcüğü tek başına imge olmaz, çünkü Şiir’de bahsedilen imge, bir başka deyişle “poetik imge” farklı bir anlam içermektedir. Çünkü “gece” dediğimiz zaman herkeste benzer çağrışımlar oluşur, ama gece+ x sözcükleri ile yani "ilk kez kullanılan” ve en az iki sözcükten oluşan kombinasyon ile “poetik imge” oluşturulur. Şiir'deki “imge”den kastımız da budur.

Sıradan bir “doğal sözcüğü”, yani günlük hayatta aynı dili konuşan herkesin ortaklaşa kullandığı bir sözcüğü ele alalım, örneğin “ağaç”. Anlambilimin (semantik) alt kolu dilbilimsel açıdan ifade edersek, somut bir sözcük olan “ağaç” sözcüğü bir göstergedir. İnsanlar kavramlarla düşünür ve düşündüklerini ifade etmek için göstergeleri kullanırlar.  Bu göstergelerin realite içinde imledikleri nesnelere, durumlara, olgulara, kavramlara ve eylemlere gönderge denir. Dilin temel işlevi olan “bildirişimin” oluşabilmesi için bir göstergenin diğer insanlar için de aynı göndergeyi imlemesi gerekir. Bu demektir ki bir sözcüğü yazılı ve/veya  işitsel olarak alımlayan tüm bireylerin zihninde oluşan izlenim, görüntü (imaj/ image) göstergenin genel özelliklerinin toplamıdır. Yani,  somut bir sözcüğü örnek olarak ele alırsak, “ağaç” dediğimizde (veya “ağaç” diye yazdığımızda) işiten (veya okuyan) kimsenin zihninde bir zeplin ya da asansör görüntüsü oluşmaz.  Keza, aynı şekilde, “ağaç” dediğimizde kimsenin zihninde, örneğin cimrilik veya bela gibi soyut kavramların izdüşümü de oluşmaz.“Ağaç” sözcüğünü alımlayan her bireyin zihninde farklı ağaç türlerinin görüntüleri oluşsa da sonuçta ağaçların ortak özellikleri algılanır. Soyut bir sözcük olan “gece” sözcüğünü ele aldığımızda ise,  gene benzer bir sonuç ortaya çıkar. “Gece” dediğimizde veya “gece” diye yazdığımızda, işiten veya okuyan her bireyde, ortak izdüşümlerin toplamı oluşur. Yani “gece” denilince alımlayan bireylerde ölüm, sessizlik, eğlence hayatı, sokak lambası, uyku, bar taburesi, yalnızlık, karyola, hırsız, seks, vs. gibi çeşitli soyut kavramlara ve somut nesnelere dair ortak izdüşümler oluşur, ama hiç kimse “gece” sözcüğünü duyunca ya da okuyunca zihninde “rüşvet” gibi soyut bir kavram veya “ok” gibi somut bir nesneye dair izdüşüm oluşmaz.

Burada bahsedilen imaj/image/ imge, bizim ele aldığımız poetik imge değildir, çünkü dil içinde ortak kullanıma dâhil olan göstergelerin (sözcüklerin) imlediği göndergeler, her birey için “aynı” ortak görüntüler (imajlar) toplamını oluşturur. Poetik imge ise aralarında analojik ilinti kurulan anlamca birbirine uzak iki sözcüğün (göstergenin) yazılı ve/veya işitsel olarak alımlandığında, her bir alımlayıcı bireyin zihninde farklı şekilde, “kendi öznel algılarına koşut” izdüşümdeki bir göndergeyi veya göndergeleri oluşturur. Bu gönderge, poetik imgenin eylem öznesi olan şairin kendi zihninde, kavramsal (conceptional) ve düşlemsel (imaginational) açıdan oluşan “yaratı”nın içkin olarak taşıdığı hedef ile birebir örtüşmez, her bireyde aynı ve sabit izdüşüm oluşturmaz. Bu “yaratı” diye tanımladığımız zihinsel ürünün oluşum mekanizması, şair öznenin etken ve/veya edilgen konumu gibi pek çok konu, ayrı bir makalede işlenmesi gereken çok katmanlı bir sorunsaldır (problematik). Keza, daha önceki cümlede “kendi öznel algılarına koşut” diye ifade ettiğimiz durum, alımlayıcı bireylerin her birinin kendi özgün algılama düzlemlerinin oluşum ve ayrışım süreçlerinden, bu süreçlere yol açan bireysel ve toplumsal nedenlerden yola çıkılarak şair-şiir-okur sacayağına dair derin bir çözümlemenin yapılacağı apayrı bir makaleye kapı aralar.

Evet, döndük başa. Elimizde ne var, “gece” sözcüğü. Nedir? Bir soyut isim.
Bir diğer sözcüğümüz nedir? “Gömlek” sözcüğü. Bir somut isim.

Bu iki sözcük arasında örnekseme (analoji) yoluyla ilinti kurup bir “poetik imge” oluşturacağız. Sadece bu örnekteki gibi soyut-somut sözcük kombinasyonuyla değil, somut-somut, somut-soyut, soyut-soyut, soyut-somut kombinasyonlarıyla da iki (en az iki) sözcük arasında örnekseme yapılarak “poetik imge” kurulabilir.

İlk örneğimizde isim + isim kombinasyonu üzerinden bir poetik imge kuracağız. Ayrıca isim + fiil veya fiil + isim kombinasyonu ile de poetik imge kurabiliriz. Bunu da ikinci örneğimizde ele alacağız.

Şematik olarak ifade edersek,

gece......doğal sözcük

gece + x= gecenin gömleği……………..birbirinden anlamca uzak iki sözcük arasında örnekseme (analoji) yoluyla kurulan poetik imge

yz + gece +x = Aşk’a yırtıldı gecenin gömleği……………zincirleme poetik imgeler ile oluşturulmuş bütün dize.

Dizeyi, zincirleme etkiyi oluşturan alt birimlere ayırırsak:

1- gecenin gömleği
2- yırtıldı gecenin gömleği
3- Aşk’a yırtıldı gecenin gömleği

gece + x = “gecenin gömleği” = poetik imge (Doğal dilin yapıtaşlarından iki sözcük arasında örnekseme yoluyla, konvansiyonel mantığın ötesinde, kendi içsel mantık paradigması şair öznenin bilinç ve bilinçaltının bileşkesine dayalı olan ve şiir/ sanat tarihinde ilk kez kullanılan özgün ilinti, poetik imgeyi ortaya çıkarır. Doğal dil içinde “gecenin gömleği” diye bir ifade yoktur. Gece, gömlek giymez elbette, soyut bir kavrama somut bir özellik atfettik burada, ama ilk kez yapılan, sadece bize ait, özgün bir atıf ve bu atıfla oluşan poetik imge, sözlü veya yazılı olarak kendisini alımlayan her bir bireyde farklı ve yepyeni izdüşümlere yol açacaktır. Her bir alımlayıcı öznedeki nihai izdüşümler, poetik imgenin şair öznenin zihnindeki yaratılma sürecinde ve daha önemlisi şair öznenin poetik imgeye birikme sürecinde, şairin zihninin içkin olarak hedeflediği izdüşüme yakın veya uzak olacaktır. )

z + gece +x =“yırtıldı gecenin gömleği” = zincirleme poetik imge (Poetik imge, konvansiyonel mantığın sınırlarını aşan yeni bir söyleyiş ortaya koymuştu, “gecenin gömleği”, buna bir fiil sözcüğü olan “yırtılmak” sözcüğünü ekledik, ortaya “zincirleme poetik” imge çıktı. Doğal dil içinde elbette “gecenin gömleği” diye bir ifade yoktur, hele ki bunun “yırtılması” diye bir ifade hiç yoktur.  Somut bir nesneye, yani “gömleğe” dair fiziksel bir durumu, “yırtılmak” edilgen fiilini, soyut bir kavrama dair sözcüğe, yani “gece”ye atfettiğimizde, zincirleme poetik imgeyi kurmuş olduk.

yz + gece +x = “Aşk’a yırtıldı gecenin gömleği”…zincirleme poetik imgeler ile oluşturulmuş bütün dize (Bir önceki poetik imge zincirine, bu sefer de “Aşk’a yırtılmak” ifadesini katarak yeni bir poetik imge daha elde ediyoruz. Doğal dil içinde, “aşka yırtılmak” diye bir tabir yoktur elbette, konvansiyonel mantığa dâhil değildir, bizim kurduğumuz kendimize özgü üst dil (metalanguage) içinde realize olmuş ve poetik imgeyi oluşturmuştur.

Nihai Sonuç: “Aşk’a yırtıldı gecenin gömleği”. Soldan sağa, sağdan sola toplasan topu topu 4 kelime, ama ne çok katman var içinde, zincirleme kaç iç içe imge.

Bir başka örnek üzerinden devam edelim. Bu seferki isim + fiil kombinasyonu olsun:

İsim sözcüğümüz: sokak
Fiil sözcüğümüz: ağlamak

ağlamak…..doğal sözcük

 x + ağlamak = sokağa ağladım….poetik imge (Bu sefer, önceki örnekten farklı olarak, bir somut isim ile bir fiil arasında örnekseme yoluyla ilinti kurduk. Doğal dil içinde “sokağa ağlamak” diye bir tabir yoktur. Doğal dilin sıradan yapıtaşlarını, yani herkes için aynı izdüşüme sahip olan iki sözcüğü alıp doğal dilin dışında ve üstünde, konvansiyonel mantığın dışında ve ötesinde bir kombinasyonla bize özgü yeni bir dilin yapıtaşlarına dönüştürdük.)

x+ ağlamak + z= sokağa ağladım heveslerimi……….zincirleme poetik imge

x+ ağlamak + y + z= sokağa ağladım mor heveslerimi……….zincirleme poetik imgeler bütünü dize.

Tam da burada “Kral çıplakkk!” diye samimiyet ve cesaretle haykıran çocuk gibi şu soru sorulabilir: “E, iyi madem, biz de birbirleriyle alakasız ne kadar sözcük varsa, yan yana koyalım, biraz üstünde kafamıza göre düzenlemeler yapalım, ne de olsa mantık ve gramer kurallarıyla da sınırlı değiliz, uydur babam uydur, Şiir bu mudur yani?”.

Onu da yapanlar var günümüzde şiir niyetine, “postmodern” şairler. Bu noktada, daha önceden yazdığım makalelerimden birinden alıntı yapacağım:

“Post-modernist şiir, şiirde anlam’ı ve anlak'ı hiçleyerek, şiiri sadece sözcük ve harf oyunlarına indirgeyen ve şair öznenin bilinçaltını dışavurumundan öteye geçmeyen şiir türüdür. Eklektik olarak sürrealizm, dadaizm, letrizm gibi akımların etkilerini içinde barındıran post-modernist şiir, öteki'lerle empati kurmayı ve bunu yansıtmayı önemsemeyen ve dolayısıyla da okur tarafından özdeşlik kurul(a)mayan, hayatın şair öznenin bilincinden dönüştürülerek yansıtılmadığı, ancak şairin içsel bunalımlarının şımarıkça dışavurumundan öteye geçmeyen bencil ve şımarık bir metinsel oyundur. Bu şiirlerdeki insan, sadece bir plastik malzemedir. Yaşayan, umutları, kaygıları, dertleri, sevinçleri olan insan yoktur bu şiirlerde. Sadece şair öznenin kendisi ağırlık merkezidir, sadece kendi yarasını yansıtmak kaygısındadır, sadece kendisi anlamlı ve önemlidir çünkü kendisi için. Temel çelişki ise, bunca bencilliğin içinde şiirlerini “okunmak” üzere yayımlamalarıdır. Okuru umursamayan bir şiir anlayışında yazanların, “okunmak” talebiyle, yazdıklarını matbu ya da sanal ortamda paylaşması, dergilerde ya da kitap halinde yayımlaması ise, kendileriyle çelişkiye düşmelerine neden olan gülünç bir durumdur.
 
Son yıllarda kimi dergilerin ağırlık merkezini oluşturduğu “görsel şiir” anlayışı da, gene insanı merkez almayan, okur tarafından özdeşlik kurulmasını önemsemeyen, şiirden anlam’ı ve anlak’ı dışlayan yapısıyla, post-modernist şiir algısına dahildir. Ne var ki, harf kombinasyonlarının ve şekillerin, sadece bilgisayar aracılığıyla üretilmesi üzerine kurulu, aslen tipografik bir oyun olan bu şiir(!) anlayışı, temelde, şair özne tarafından üretilmiş yazılı metnin okur tarafından metin üzerinden okunması paradigması üzerine kurulu 
şair-şiir-okur ilişkisinin dışında olduğu, şiirden çok görsel sanatların ilgi alanında değerlendirilmesi gerektiği, nesnel gerçekliğin hayattan yansıtılması ile okur tarafından empati ve özdeşlik kurulabilecek yazınsal ürünler olmaktan çok uzak oldukları, ancak geçici bir moda olmaktan öte varlıklarını sürdüremeyecekleri çok aşikar olduğundan dolayı, kanımca üzerinde çok fazla durulması gereken bir yapılanma olmamaktadır.”

Post Modernist Şiirler(!) Sirki/ Serkan Engin/BirGün Kitap Eki Sayı 100, 2011/ Afrodisyas Sanat Sayı 27-28, 2011/ İnsancıl Dergisi Sayı 263-264,  2012

Zurnanın zırt dediği nokta, “denge” meselesidir. Ne düzyazı mantığıyla yazılmış cümleleri kırıp kırıp alt alta yazarak, az biraz uyak, redif düşürerek yazdığınız metin şiir olur ne de bilinçaltı kusmuklarınızı kağıda döküp zırvalayarak şiire ulaşabilirsiniz.

İmgeleriniz, kolektif bilinçaltına, onun çekirdek yapıları arketiplere erişebilmeli ve izlek olarak, sizin biricik kişisel yaşantınızın ötesinde başka başka birey ve toplulukların ortaklaşa yaşadıkları realiteleri imleyen yapıda olmalıdır. Ancak o zaman, yani kendi bireysel varoluşunuzda sıkışıp kalmayıp ötekiler’in de şiir düzleminde dili olabiliyorsanız, yaşayan ve devinen “sahici” şiirler yazabilirsiniz.

SERKAN ENGİN
Ocak 2014

Read More